MELİKE

Evet

Ad:
Konum: Turkey

12 Ağustos 2006

Zayıftlıyorum ya

Ehehehehee çok komik bişey oldu gerçi durum komikçiliği ama olsun yazıcam. Ben zayıflamaktayım ya bir süredir, geçende ablamlar bize yemeğe geldi, benim ne kadar kilo verdiğimden bahsedilmekte. Ben de aynen şöyle bi cümle kurdum; "Abla ya ilk doğumdan sonra kimse laf atmıyordu kaç senedir, bugünlerde gene sokakta laf atıyolar demek harbiden zayıflamışım" dedim. Dedim demesine de o sırada Haluk'un suratına da bakmış bulundum ve gözlerindeki "HÜÜÜLEEAAAYYYYNNN" ifadesi ile ağzından çıkan "yaa, canım benim" tezatlığını bi duymalıydınız canlarım. O an gülmekten yarıldığım andır.
Ayrıca sokakta laf atılmasına bi gün gelip de sevineceğimi söyleseler çok pis küfrederdim. Ey hayat sen ne acayip şeymişsin be.

05 Temmuz 2006

SİNEMAYI SEVEN Bİ KİŞİYİM

Geniş sinema zevkimin üst sıralarında yer almakta olan korku, gerilim türüne ne zamandır gereken önemi veremediğim için canım arkadaşım Pınar'la iki hafta üstüste sinemaya gittik. Gittik de ne oldu? İlkini -ki adı Omen'dir- kah gülerek kah sıkılarak , ikincisini -ki adı Teksas Katliamı'dır- içimize fenalıklar gelerek izledik.
Omen son yıllarda seyrettiğim en kötü filmdi. Özellikle çocuk scary movie'de başrol kapabilir. Gazeteci desen o da yazık ıkınıyo sıkınıyo ama çıkmıyo. Neyse gitmeyin yani paranıza yazık.

Teksas katliamı da gerçek olaymış 70'li yıllarda olmuş ama film kurgusu klişe dolu. "Peh" şeklinde korkutmalı ve mütemadiyen elektrikli testereli adam arkada iyi kız önde koşturmalı bi film. Sinemadan doğruca dağlara bayırlara vurasınız geliyor o kadar fenalık bastırıyor yani.

Nerde o katiline hayran olduğumunun Testeresi, Seven'ı. Efendim Brad'imin Pitt'imin Vampirle Görüşme'si. Beni böyle filmler kesmiyor. Kendimde pek bulunmadığından olsa gerek içinde zeka pırıltıları olan filmlere hastayım.
Testere'nin 3'ü çekiliyormuş haberini her hatırladığımda seviniyorum.
Kill Bill de çok çok güzeldi. Dur yazmışken aklımda kalan sevdiğim filmleri yazayım da ilerde arşiv falan yapacak olursam burada hazır listem olur.

Sevdiğim Filmler Listem 1 :
1) Kill Bill
2) Pulp Fiction
3) Testere serisi
4) Seven
5) Vampirle Görüşme
6) Hayat Güzeldir (e manyak değilim başka tür filmler de seviyom)
7) Gülen Gözler
8) Babam ve Oğlum
9) The Others
10) Selvi Boylum Al Yazmalım

Şimdilik bu kadar yeter, aklıma geldikçe edit eder eder yazarım.

12 Mayıs 2006

ZINZIN ANILAR 1

Kardişimin süper migros anısını yazdığı iyi olmuş (bkz. www.fatocan.blogspot.com). Aklıma başka market anıları geldi..
Yine aynı Migros fakat bu sefer başrolde babam var.
Babamın sakal traşı pek zor olurdu zira sert ve dönen kıllar yüzünden kan revan içinde kalırdı genellikle. (Kan kalemi denen bişey var mum gibi, sürüyosun kanı durduruyo. Ne acaip ürün).
Neyse babam bi gün alışveriş için Migrosa gidiyo. Fakat babamı gören insanların yüzünde önce bi irkilme sonra da "aneeeyyy o ne laaaannn" ifadesi oluşuyor. Babam bi tuhaflık olduğunu anlıyor ama bakıyor üstünde başında bi acaiplik yok "Alla alla nooluyor ki" diye düşünürken gözü bir cama ilişiyor ve zooiinnkkk!!! Evden çıkmadan önce traş olan babamın tam dudak kenarında bir yer kanamış, çenesine kadar kan akmış ve kurumuş! Böylece o Migros'a şaşkoloz kardeşler ve vampir baba ailesi olarak bir daha gitmedik tabiyatıynan.

Yine Migros ama bu seferki Ataköy 4. kısımdaki küçük Migros. Fatoş'la beraber alışverişin bir kısmını yaptık, sepetimizle beraber yürüyen merdivenlerden üst kata çıktık. Üst kattan da alacağımızı aldık, aşağı inicez ve fakat aşağı inen merdivenlerin yürüyeninden yok! Yukarı çıkan yürüyen merdiven var, aşağı inerken normal merdiveni kullanıyosun! Hayır sepet de dolu kaldık öyle armut gibi. Zati zınzın karakterli iki kardeşiz. Suratlar mor bir şekilde, insanların acaip bakışları arasında koca sepeti merdivenlerden aşağı taşımıştık yaa. Şimdi çok gülüyom ama yaşarken ne feciydi oooyyy oyyy çok feciydi..

10 Nisan 2006

KOMİKÇİ ANILAR 2

Yer: Kamil Koç Turizm otobüsü
Zaman: Gecenin bi yarısı mola yeri
Molada uyandım, kalkasım yoktu, hava soğuktu..Çok susamıştım. O sırada beyaz gömleği ve lacivert süeteriyle orta kapıda dikilen muavini gördüm. Elimle gelmesini işaret ettim ki su istiyim. O da tıpış tıpış geldi. Dialog şöyle:
- Bana bi su getirebilir misiniz acaba?
- Ama ama ben muavin değilim kiiiiiiii!! ve adam koşarak kaçar
-!!!!!

Yine bir Kamil Koç, yine gecenin bir yarısında mola yeri ve yine uyandım. Tam ayılamadan tek göz açık tesise girdim. Salon deli geniş, bisürü masa boş. O mu bu mu diye dolana dolana (otur işte ilk gördüğüne di mi a şaşkın) bi masa beğendim sonunda ve oturdum. Fakat uyumaklıyım hatta uyudum sanırım, garsonun HANIMEFENDİİİ çemkirmesiyle kendime geldim. Sizi başka masaya alsak? dedi. Niye ki derken bi baktım, yüz tane masa içinde gitmiş servanta oturmuşum, masa komple tabak çanak dolu, hakkaten oha.

Bu sefer Kamil Koç'ta yalnız değilim ve yanımda Feriş var. Tabi ki gece otobüsü ama daha yeni bindik ve en öndeki yerimize yerleşmekteyiz. Fakat Feriş biner binmez susadım dedi, muavinden su istedi. Bi de bağıra bağıra "Daha biner binmez muavinden su isteyen gıcık teyzeler gibiyim ahı ahı" dedi :)) Muavin suyu getirdiği sırada ikimiz ayağımızın altındaki çantalar ve Feriş'in belinin rahat edememesi yüzünden ön tarafta bir gaz ve toz bulutu halinde debeleniyorduk (Yolcular Ceki Çen filmini bırakıp bizi izlemekteydi:). Muavin geldiğinde koridora taşan çantayı göstererek eşyanızı çeker misiniz dedi. Muavini duyamayan Feriş son noktayı son ses bağırarak koydu: "Neyimiziiiiii"

Yaşarken komik anlatılınca bu ne lan dedirten hikayelerden bunlar ama zaten unutmiyim diye yazdım. Keza biz yaşayan kişiler çok gülüyoz. Kime neyi açıkladıysam artık :)

CEM ABİM..ÇOK ÖZLEDİM SENİ

Cem Abi'm hayatımda tanıştığım en eğlenceli ve kalpten sevdiğim az sayıda insandan biriydi. Babamın arkadaşıydı. Babamla ikisinin dialoglarını kaydedebilseydik devekuşu kabare tadında, kasetlerden ezberleyesiye dinlenecekti. İkisi de müthiş espriler ve birbirlerine öyle ince oturtmalar! yaparlardı ki, yaşlandıklarında tam iki huysuz ama süper komik ihtiyar olacaklardı. Ama Cem Abi'm yaşlanamadı.
Annesi Macar babası Türk'tü. Sarı saçlı, mavi gözlü, zayıf, uzun boylu gayet avrupai bir tipti. Gazeteciydi. 4 dil biliyordu. Müthiş bir genel kültüre sahipti. Bir de manik-depresifti. (Manik-depresif: Kısaca kişinin iki ayrı ruh hali arasında gidip gelmesi. Mani durumunda aşırı neşeli, esprili, enerji dolu, depresif hali de malumunuz..)
Babamla yaşıyordum o zamanlar. Sık sık bize gelir kalırdı. Onun olduğu akşamlar uyumaya gittiğimde yanaklarım ciddi ciddi ağrıyor olurdu.
Sonra kansere yakalandı, hayatta en korktuğu şey ölümdü..

Onunla ilgili bir kaç anektod;
Bir ara kitap yazıyordu. Görüş almak için Çetin Altan'ın yanına gitmiş, kitabından bahsedecek. Aralarında şu dialog geçmiş:
Cem Abi: Çetin Abi ben kitap yazıyorum.
Çetin Altan: Yaz Cem yaz, bu millet herşeye müstehak!

Bir gün de o zamanlar çok genç ve güzel kız arkadaşı ile babamın işyerine gitmişler. Asansöre oradaki inşaatın amelesi de binmiş ve kızın cesur göğüs dekoltesine gözlerini alenen dikmiş. Cem Abi bir iki öhö möhö yapmış ama amele hiç oralı olmamış. En sonunda Cem Abi'nin şahsına münhasır tepkisi:
-Eee nasılsınız, afiyettesiniz inşallah?
-Hö?

Geceyarısı çalan telefonlar insanları korkutur, bizde çaldığı zamansa babam "hah, bakalım Cem gene ne yumurtlayacak" derdi :)
Seni çok ama çok özlüyorum Cem Abi'm. Babam ve seninle geçirdiğimiz o günleri, o müthiş sohbetleri, o tadı hiç unutmuyorum. Seni çok seviyorum. Mekanın cennet olsun..

AŞKIMIN DOĞUMGÜNÜNÜ KUTLADIK



Seviyorum değil seviyoruz olacaktı tabi, ööle bencil bi kişilik değilim:P

Pazar günü canımın doğumgünüydü. Bugün itibariyle 40 yaşında oldu. Benden 9 yaş büyük ya bazen "Ben daha ilkokuldayken sen üniversiteye gidiyordun ehehehe" şeklinde kızdırıyorum:)
İki çocuklu aile olarak kargaşalı bi pazar günü sonrası akşam çocuklar daha kutlamaya başlamadan bayıldı. Biz de yorulmuştuk pijamaları giydik, kutladık :))



Pasta konusunda tuhaf bi şey oldu. Mado'dan ısmarlamıştım pastayı, getirdi biri. Fakat aksilik bozuk yokmuş meğer bizde. Mecburen 50 ytl verdik ve adama kusura bakmayın bozuğumuz yokmuş zahmet olmazsa bozdurabilir misiniz? diye kibar kibar rica ettik. Fakat adam gitti baya bi vakit geçti. Aşağıda da bozduracak bir sürü yer var. Merak da ettik nooluyo diye, kapıda iyi ki kamera var adama parayı verdiğimizi belgeleriz ahı ahı şeklinde eğleştik. Artık Madoyu aramak üzereydik ki (45 dk. geçmişti) kapı çalındı. Mado'dan başka biri para üstünü getirdi!! Adam taa Mado'ya geri gitmiş ve para üstü için başkasını göndermiş. Eee bu ne şimdi?? Çok mu salaktı da aşağıda para bozduracağı açık bin tane dükkan varken Mado'ya gitmesi gerektiğini sandı?? Para bozdurmayı gururuna mı yediremedi?? Alacakaranlık kuşağı gibi hoho.

Canım Haluk'um. İyi ki doğdun, iyi ki beni buldun. Çok sağlıklı, çok mutlu, uzuuun bir ömürü paylaşalım. Seni çoookk seviyorum.

05 Nisan 2006

KOMİKÇİ ANILAR 1

Eskiden bi gün, sabah kalktık baktık annem evde yok ama not var. Şöyle yazmış;
Sevgili canına comcomlar,
Ben işyerine gidiyorum, para bıraktım, bakkaldan sepetle istediğinizi alın, yiyin bir de konforlu* hürriyet alın. saat 1 gibi gelirim. sizi çok seviyom.
Büyük comcom

*Konforlu hürriyet : Hürriyet gazetesinin o zamanki kupon ekinin adı :)

İKİ ÇOCUKLU GADIN :P

Dün aynen şu durumdaydım sevgili günlük; sol kolumda Haluk mama emiyor, çenemle biberonu tutuyorum, sağ elimle de Metehan'a yemeğini yediriyorum!!!
Dandik komedi skeçlerindeki kadınlara döndüm oyoyoyoy..

01 Nisan 2006

Hmmm evet

Babamın en sevdiğim özlü sözü ile başlayalım;
-Nasılsın Cengiz Abi?
-Hmm evet (Gazete okurken dünyadan kopan kişi)